Jean de La Fontaine

0
468

8Temmuz 1621 Château-Thierry’de doğmuştur. 13 Nisan 1695 yılında Paris, Fransa’da hayata gözlerini yummuştur. Fransız edebiyatının başyapıtları arasında yer alan fabllarıyla ünlü şair.

 

Champagne bölgesinde oturan burjuva bir ailenin oğluydu. 1647’de, zengin bir ailenin kızı olan Marie Hericart’la evlendi, ama 1658’de ayrıldılar. Babasının işini devralan La Fontaine, 1652’den 1671’e değin orman ve suyolları müfettişliği yaptı. Yazar olarak en verimli yıllarını ise Paris’te geçirdi. 1657’de zengin maliye başmüfettişi Nicolas Fouquet’nin korumasına girdi. 1664-1672 arasında Lüksemburg’da Orleans düşesinin maiyetinde bulundu. 1673’ten sonra 20 yıl boyunca evini bilim adamlarına, filozof ve yazarlara açan Madame de La Sabliere’in korumasında kaldı. Kral, dine ve geleneklere bağlı olmadığı gerekçesiyle La Fontaine’in Academie Française’e üye seçilmesine karşı çıktıysa da, sonunda (1683) akademiye kabul edildi.

Fablları

La Fontaine’in 12 kitaplık Fables choisies, mises en vere’de (Seçme Manzum Fabllar) toplanan fablları kuşkusuz yazarlığının doruğunu oluşturur. Altı kitaptan oluşan ilk derleme 1668’de, beş kitaptan oluşan İkincisi 1678-1679 yıllarında, sonuncu kitap da 1693’te yayınlanmıştır. İkinci derlemede yer alan fabllar ilk derlemedekilerden daha büyük bir teknik ustalıkla yazılmıştır; daha uzun, daha düşünsel içerikli ve kişiseldirler. Birçok eleştirmen 12. kitabın önceki kitaplar kadar yetkin olmadığı görüşünde birleşir.

La Fontaine fabllarında genellikle Aisopos geleneğinden, ikinci derlemede ise daha çok Doğu edebiyatından yararlandı. Daha önceki fabl yazarlarının kendilerini öğreticilikle sınırlayıp gelişigüzel anlattıkları basit öyküleri zenginleştirerek, büyük keyifle okunabilecek küçük komedi ve dramlar yarattı. Özellikle de görünüşleri, davranışları ve konuşmalarıyla son derece canlı masal kişileri yaratmadaki ustalığıyla dikkati çekti. Sayıları 240’ı bulan bu manzum masallarda büyük konu ve anlatım zenginliği görülür. Çoğu kırda geçen bu yapıtlar, kırın kendine özgü çekiciliğini okura iletmede de çok başarılıdır. La Fontaine fabllarında dönemin toplumsal hiyerarşisini de yansıtır. Zaman zaman yergiye yönelmiş, hatta epey sert dokundurmalar yapmışsa da, eleştirilerini sonuna kadar götürecek öfkesi olmadığından, bir yergici tavrını benimsememiştir. Dönemin siyasal olaylarım ve düşünsel etkinliklerini ele alan bazı fablları da vardır, ama bunların birçoğu gerçekte eleji, idil ya da mektup özellikleri gösterir. La Fontaine’in fabllarının başlıca teması bütün fablların geleneksel teması olan, insanoğlunun yüzyıllardır günlük yaşamında edinegeldiği temel ahlaki deneyimlerdir.

Eleştirmenler La Fontaine’in fabllarının içerdiği ahlak derslerini sınıflandırmış ve bu yapıtların, atasözlerinde rastlanan türden bir bilgeliğe dayandığı, genellikle sağgörüye seslenmekle birlikte, ikinci derlemede daha neşeli ve keyif düşkünü bir yaklaşımdan beslendiği sonucuna varmışlardır. La Fontaine, yarattığı komedi dünyasında fablların alışılmış hayvan kahramanlarının yanı sıra sıradan köylülerle Yunan mitoloji ve efsane kahramanlarına da yer vermiştir. Fabllarının büyük yankı yapmasında hem her çağa ait olan, hem de hiçbir çağa ait olmayan, zamanın ötesine geçebilen bu masal kişilerinin rolü büyüktür.

La Fontaine’in Fables’ının pek çok okuru ve eleştirmeni şaşırtan yönü, derin konuları son derece hafif bir anlatımla ifade edebilmesidir. Bu özellik en çok fablların hayvan karakterlerinde belirgindir. Değişik insan tiplerini temsil eden bu hayvanlar, insan ve hayvan doğasının pek çok ortak yönü olduğunu düşündürür, ama bunlar aynı zamanda, gerçek hayvanlarla yalnızca uzaktan benzerliği olan düş ürünü yaratıklardır. Eğlendiriciklerini, La Fontaine’in hayvan ve insan özellikleri arasındaki uyuşmazlığı ustaca kullanmasından alırlar. Ayrıca bu fabllarda, tıpkı Contes et nouvelles en vers’de (Manzum Masal ve Öyküler) olduğu gibi, ama çok daha lirik ve ince bir tonda, La Fontaine’in kendi sesini duymak olanaklıdır. Bu ses, en duygu yüklü olduğu zamanlarda bile mesafeli ve denetimlidir. Tonu, neredeyse fark edilmeden hızla değişebilir; alaycı, küstah, kaba, hüzünlü, sevecen, düşünceli, incelikli ya da bilgece olabilir. Gene de bütün fabllara, La Fontaine’in ilk derlemenin önsözünde yaratmak istediğini söylediği neşeli hava (la gaiete) egemendir. La Fontaine’e göre neşe, insanda gülme duygusu uyandıran şey değil, “en ciddi konulara bile kazandırdabilecek bir tür çekiciliktir.” La Fontaine’in fablları insanı gülümsetir, ama bu yalnızca fablların eğlendirici olmalarından değil, şairin insanlık komedisi anlayışını ve sanattan aldığı keyfi paylaşmaktan kaynaklanan bir gülümsemedir.

En yakın okumada bile La Fontaine’in çoğu fablının zarif, doğal, incelikli ve kusursuz yapısı tümüyle ortaya çıkmaz. Bu fabllar, Fransa’da prozodi ve şiirsel söyleyiş alanında yüz yıldır yaşanan birikime dayanır. Bunların büyük çoğunluğu sürekli değişen bir ölçü düzeniyle yazılmış, uyakların ve değişen ritimlerin beklenmedik etkileşimi sayesinde zengin ve kusursuz bir etki yaratılabilmiştir. La Fontaine ayrıca, birbirinden çok farklı sözcüklere yer vermiş, ahşılagelmiş sözcüklerle çok eski ya da ender kullanılanları, kır kökenli ya da komik sözcüklerle incelikli olanları, mesleki ve ticari terimlerle felsefi ve mitolojik kavramları yan yana, büyük bir uyum içinde kullanmıştır. Bütün bu zenginliğe ve 17. yüzyıl Fransızcasının çağrışımlarıyla yüklü olmasına karşın gene de son derece ekonomik ve hafif bir üslup yaratmayı başarmıştır.

Diğer Eserleri

La Fontaine ayrıca çok çeşitli türlerde şiirler, ilk yapıtı L’Eunuque (1654; Hadım) ve Climene (1671) gibi dramatik ya da yarı dramatik metinler, çok çeşitli konuları ele alan Adonis (1658; yb 1669), La Captivite de saint Malc (1673) ve Le Quinquina (1682) gibi şiirler yazmıştır. Fabllarla karşılaştırıldığında ise bu yapıtlar yalnızca birer şiir alıştırması ya da denemesi gibidir. Bunlardan yalnızca Les Amours de Psiche et de Cupidon (1669; Psykhe ve Cupido’nun Aşkları) yalın ve zarif düzyazı üslubu, ince bir duyarlıkla zeki bir alaycılığı birleştirmesi ve kadın psikolojisiyle ilgili şakacı gözlemleriyle dikkati çeker.

La Fontaine’in ilki 1664’te, İkincisi ölümünden sonra yayımlanan Contes et nouvelles en vers’i Fables’dan daha hacimlidir. La Fontaine bu başlık altmda toplanan masallarının çoğunu İtalyan kaynaklarından, özellikle de Boccaccio’dan almışsa da 14. yüzyıl İtalyan şiirinin zengin gerçeklik duygusunu koruyamamıştır. Bu masalların hemen tümünün başlıca teması şehvet düşkünlüğüdür, ama bu, Rabelais’de olduğu gibi açık sözlü ve coşkulu bir anlatımla değil, örtük olduğu kadar saydam bir üslupla işlenir. Kişi ve olaylar yalnızca eğlendirmek üzere ele alınmışlarsa da, uzun süre eğlendiremeyecek kadar tekdüzedirler. Contes bir şairden çok, yetenekli bir üslupçunun yapıtıdır. Bu masallarda La Fontaine, anlattığı öyküyle keyfince oynar; yer yer konudan uzaklaşıp yorumlar yaparak öyküye canlılık kazandırır.

Değerlendirme

La Fontaine hiçbir zaman XIV. Louis’nin gözüne girememesine karşın, krala yakın kişiler ve soylular arasında pek çok hayran kazanmıştı. Ayrıca din adamları, hekim, sanatçı, müzikçi ve oyunculardan oluşan geniş bir çevreye sahipti, Moliere, Nicholas Boileau ve Jean Racine’le olan dostluğu abartılmışsa da onlarla, ayrıca La Rochefoucauld, Madame de Sevigne, Madame de La Payette ve daha az tanınmış başka birçok yazarla arkadaş olduğu kesindir.

La Fontaine sevdiği yazarların konu ve üsluplarını büyük bir ustalıkla taklit etmiş, başta Rabelais, Clement Marot, François de Malherbe, Honore d’Urfe ve Vincent Voiture olmak üzere birçok 16. ve 17. yüzyıl Fransız yazarından etkilenmiştir. En iyi bildiği klasik yazarlar Homeros, Platon ve Plutarkhos (bunlan çevirilerinden okuduğu kesindir) ile Terentius, Vergüius, Floratius ve Ovidius’tur. İtalyan yazarlar arasında en beğendikleri ise Boccaccio, Machiavelli, Ariosto ve Tasso’dur. La Fontaine romantik bir yazar değildir; yapıtları gücünü ve güzelliğini kendi deneyimlerinden çok, severek okuduğu ve sürekli yararlandığı zengin ve karmaşık bir edebiyat mirasından alır.

Ahlaki doğruların hiçbir zaman basit olamayacağından yola çıkan La Fontaine, okura ahlak dersini kaba biçimiyle sunmaktansa, incelikli bir yorumla vermeyi yeğlemiştir. Hatta bazen, bu dersleri ancak saf kişilerin olduğu gibi kabul edeceğini okura hissettirmeye çalışmıştır. Bu yüzden La Fontaine’in fablları, içerdikleri ahlak dersinden çok, bunların ardında yatan olgun, derin ve bilgece bakışla önem kazanır. Çok çeşitli düzeylerde okunabilen bu yapıtlar, küçük çocuklardan 20. yüzyılda La Fontaine’in ününü yeniden canlandıran Andre Gide, Paul Valery ye Jean Giraudoux gibi edebiyatçılara kadar çağımızda da Fransız kültürünün önemli bir parçası olmayı sürdürmektedir.

La Fontaine’in toplu yapıtlarının en güvenilir basımı, Henri Regnier’nin yayına hazırladığı Oeuvres’dür (1883-1892, 11 cilt; Yapıtlar).

La Fontaine’in birçok fablı Türkçede Ağustos Böceği ile Karınca, Öküz Olmak isteyen Kurbağa, Tavşan ile Kaplumbağa, Arslan ile Fare, Karga ile Tilki, Kurt ile Kuzu, Leylek ile Tilki, Değirmenci, Oğlu ve Eşeği, Çiftçi ile Çocukları, Ayının Postu ve başka adlarla birçok kez basılmıştır.

Çok sayıda fabl da La Fontaine’in Masalları (1948-1989), Hikâyeler (1960), Çocuklar İçin Masallar (1967), Masallar (1969), La Fontaine’den Seçmeler (1983, 1989) ve Seçme La Fontaine Masalları (1995) gibi derlemeler içinde yayımlanmıştır. Türkçede ayrıca, şiirlerinden yapılmış Yirmi Şiir (1996) adlı bir derleme de vardır.

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı giriniz